Melih Esen Cengiz’ in Kudüs’ ün Güvercinleri Romanı Üzerine
Melih Esen Cengiz’in ilk baskısı Mart 2016’da Altın Kitaplar tarafından yayımlanan Kudüs’ün Güvercinleri, Kudüs’ün İngilizler tarafından işgalini on yaşındaki Orhan’ın dünyası üzerinden anlatır. Romanın asıl meselesi işgalin askerî boyutundan çok, savaşın çocuk psikolojisinde yarattığı izler ve savaşın bir çocuğun algıları üzerinden anlatılmasıdır.
Anlatı boyunca; Orhan’ın arkadaşlarıyla oynadığı oyunlar, yaptığı haylazlıklar ve güvercini Sultan’la kurduğu psikolojik bağ sürerken, savaşın yarattığı korku ve belirsizlik de giderek daha şiddetli biçimde bu çocuksu dünyanın içine sızar. Yaver Halit’le yaptığı diyalogların birince, “Buraya da düşman gelecek mi?” sorusunu yöneltir. Anlaşıldığı gibi, savaş Orhan için henüz bütünüyle somutlaştırılmış bir gerçeklikten ziyade, sezilen bir tehdit ve kaygı kaynağıdır. Çocuğun, “özgürlük” özlemi de savaşın yıkıcı etkileri arttıkça rüyalarında görünür hâle gelir.
Bu açıdan Orhan, romanın merkezindeki en önemli karakterdir. Vicdan, masumiyet ve hümanizm onun üzerinden ele alınır. İnsancıl duyguları olan, merhametli ancak haksızlığa karşı tepkisini esirgemeyen, cesur bir çocuktur. Taşlar Meclisi adlı meydanda farklı dinlerden ve etnik kökenlerden çocukları bir araya getirir. Burada Türk’lerin tarih boyunca karakterini yansıtan kapsayıcı, insancıl kolektif tutumlara bir vurgu var gibidir.
Taş: Bir Tarihin Kolektif Hafızası
Anlatı ve Kudüs’te savaşın şiddeti ilerledikçe Taşlar Meclisi, çocuklar için yalnızca bir oyun alanı değil, savaşın yıkıcı atmosferinin karşısında duran küçük bir insanlık modeli haline gelir. Çocuklar burada farklılıklarına rağmen birlikte oynarlar. Ancak dikkat çekici olan, oynadıkları oyunların çoğunlukla “savaş” etrafında şekillenmesidir. Gerçek hayatta karşılaştıkları şiddet, çocukların oyunlarına taşınmıştır; böylece oyun, çocukların savaşı anlamlandırma ve yaşadıkları korkuyla baş etme biçimine dönüşür.
“Savaşçılık” adını verdikleri oyunlarda taş’ı silah olarak kullanırlar. Taşlar Meclisi’nin anlamı burada daha da genişler. Taş; Kudüs’ün tarihini, hafızasını ve tanıklığını taşıyan bir nesne olarak ele alınır. Çocukların savaşçılık oynarken ellerinde tuttukları taşlar, bir yandan silaha dönüşürken diğer yandan Kudüs’ün sokaklarının hafızasını temsil eder. Bu nedenle romandaki “taşların sesi”, yalnızca fiziksel bir nesnenin değil, tarih boyunca bastırılmış, unutulmuş ya da duyulmamış seslerin metaforu olarak okunabilir. Kudüs’ün taşları, farklı toplulukların bir arada yaşadığı, çatıştığı ve birbirinin izini bıraktığı bir geçmişin sessiz tanıklarıdır. Bir hafıza nesnesidir. Taşların çocukların oyununda yeniden anlam kazanması da bu tarihsel hafızanın yeni kuşağa aktarımı olarak düşünülebilir.
Romanın hümanist yaklaşımı, Orhan’ın çevresindeki yetişkinler aracılığıyla da sınanır. Sütannesi Mahmure ile annesi Zübeyde Hanım arasındaki fark, milliyetçilik ile hümanizm, gerçeklikle yüzleşme ile gerçeklikten uzaklaşma arasındaki karşıtlığı görünür kılar. Mahmure’nin farklı dinlerden çocukları düşman olarak etiketleyen söylemi, savaş döneminde oluşan ötekileştirme ve köktenci milliyetçilik zihniyetini yansıtır. Zübeyde Hanım ise oğlunu savaşın gerçeklerinden uzak tutarak onun mutlu ve umutlu kalmasını ister. Orhan’ın Mahmure’yi sevmesine rağmen onun dışlayıcı söylemlerine tepki göstermesi, çocuğun kendi vicdani sınırlarını oluşturmaya başladığını da kanıtlar.
Bütün bu çatışmaların karşısında Sultan adlı güvercin, romanın en güçlü sembolüdür. Yaver Halit’in Orhan’a armağan ettiği güvercinin göz ardı edilmemesi gereken özelliği Sara adlı İngiliz casusundan kalmasıdır. Sara’ nın Halit’ e içten içe acı çektiren ihanetine karşılık, onun güvercini bir çocuğun elinde barış simgesine dönüşür.
Orhan’ın güvercinine Sultan adını vermesi, kuşu sıradan bir hayvandan ayırır. Sultan, zamanla Orhan için her şeyi paylaşabildiği, kendisiyle iletişim kurabildiği bir dost olmasının yanında umut, özgürlük ve barışın timsali halini alır. Rüyasında Sultan’ın uçuşunun farklı milletlerden insanları bir araya getirmesi ve hatta savaşın durmasına yol açması, çocuğun zihnindeki barış idealini somutlaştırır. Güvercinin gökyüzünde sınır tanımadan hareket etmesi, aynı zamanda Kudüs’ün ve bölgenin parçalanmış coğrafyasının ötesinde bir bütünlük ve özgürlük düşüncesine de işaret eder.
Roman, zengin bir olay örgüsü sunmamaktadır. Savaşın yıkımlarını çocuğun dünyasından ele alması, hareketli bir olay örgüsünü zorunlu kılmaz. Roman, güçlü sembolik anlatımı ön plana çıkartır. Çocukların oyunları, Taşlar Meclisi’ndeki buluşmaları ve savaşın yarattığı kaygı farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Bu tekrarlarda, yazarın özellikle savaşı çocuk psikolojisi üzerinden aktarma gayreti sezilmektedir. Dolayısıyla Kudüs’ün Güvercinleri, çocukluk ve savaş algısı, masumiyet ve şiddet, hümanizm ve milliyetçilik, hafıza ve unutma karşıtlıklarını konu edinir. Bu karşıtlıklar anlatı atmosferinde biz okurlarını da kuşatır ve bu nedenle; Kudüs’ün savaşla bölünen dünyasının karşısında, çocukların oyunu, bir taşların sessiz hafızası ve gökyüzünde sınır tanımadan uçan güvercinler buluruz.
Yasemin Şengör