Fontamara Romanı Üzerine
İtalyan yazar İgnazio Silone’ nin sürgündeyken kaleme aldığı, ilk kez Almanca olarak İsviçre’ de yayımlanan Fontamara romanı toplumcu gerçekçi edebiyatın en kayda değer ürünleri arasındadır. Türkçe alanyazında, eser hakkında olayların özetini geçmeyen sınırlı sayıda çalışmaya rastlanmaktadır. Oysa bu yapıt, politik düzlemde güçlü sosyal çözümlemeleri ile daha fazla ilgiyi hak etmektedir. Romana yönelik, “anlatımın edebi olarak zayıf kaldığına” dair sığ ve biçimci eleştirilere karşın yazar, anlatının başında okuru uyarır: olayların geçtiği kitle, kent kültüründen uzak, sınırlı bir sözcük dağarcığına sahip taşra halkıdır. Dolayısıyla Silone’ nin tercih ettiği yalın anlatım, biçimsel bir kusur değil, bilinçli bir tercihtir. Silone, karakterleri arasında hissedilen politik bilinç düzeylerindeki nüansları atlamayarak bir yapı kurmuştur ve romanın asıl gücü de bu gerçekçi anlatımdan gelir. Bir başka ifade ile halkın en ileti görüşlü karakteri Berardo ile diğerleri arasındaki fark ifade biçimlerine yansımıştır. Roman boyunca Berardo’ nun konuşma içerikleri de bilinç düzeyine paralel biçimde gelişir.
Roman, dağlık bir köyde kıt kanaat yaşamını sürdüren, yoksul ve sınırlı politik kavram dağarcığına sahip köylülerin hikayesidir. Halkın tek zenginlikleri olan dere yatağının hileyle değiştirilmesi, onlar için bilinçlenmenin yolunu açan bir mücadeleye dönüşür. Böylelikle küçük bir zenginliği en temel ihtiyaçları için güvence sayanlarla, ona bir sermaye olarak bakanlar arasında rekabet başlar. Taşralının, bu rekabeti gücü elinde bulunduranlarla haksız bir zeminde yaptığına yönelik farkındalık kazandığı traji komik süreç, akıldan çıkmayacak sahneler yaratır. Bu sahnelerde ironi ve mizahın güçlendirdiği anlatım, halkın saf ve doğal konuşmaları, okurun empati yapmasını da sağlar.

Çıkışı Aramak
Kendi dar dünyalarında yüksek vergilere katlanarak toprak ağalarının baskısı altında, karın tokluğuna çalışan Fontamara halkı için elektriklerinin kesilmesi felakete giden olayların habercisidir. Kendilerine uzatılan boş dilekçeyi, tüm itirazlarına rağmen psikolojik aldatmaya gelerek imzalayan köylüler, çok geçmeden sistemli bir zorbalıkla karşı karşıya kalır. Bu zorbalık; alay, şiddet, hileyle zihin kontrolü, aşağılama gibi fiziksel ve psikolojik saldırganlık örüntülerini kapsar.
Silone, egemenlerin sömürü çarkı karşısında körü körüne cahil bir halk portresi tasvir etmez. Taşralıların, siyasi düşünceleri sınırlıdır ancak a-politik değillerdir. Politik terminolojiye yabancı oluşları, köylülerin içine çekildikleri durumu sorgulamalarına engel olmamaktadır. Ki köyün kadınları, dere yatağının değiştirilmesine karşı ilk günden bir araya gelerek hareket ederler. Onların gruplaşarak kasabaya yürüdükleri olaylar zincirinin perde arkasında, bireysel değil kitlenin çıkarını düşünen bir anlayış vardır. Fakat bu anlayış, siyasal ve sosyolojik olarak derin bir bilinç şeklinde karşımıza çıkmaz, kasabaya gitmek isteyen iki kadının hafif meşrep olmasından kaynaklanır. Köyün ahlaki temsili göz önünde bulundurulur. Dolayısıyla buradan, halk örgütlenmesinde politik mekanizmalar dışında kültürel dinamiklerin de güçlü bir etkiye sahip olabileceği anlaşılmaktadır.
Bu süreçte okur da karakterlerle birlikte fark eder ki Fontamara’ lılar için asıl sorun tepkisizlik değil, politik bilincin ve itirazın sivil örgütlenme, demokratik katılım gibi işe yarar sistemlerle ortaya konulamamasıdır. Dolayısıyla Silone, ezilenleri politikadan tamamen soyutlanmış, sadece itaat eden insanlar olarak değil, emeklerinin sömürüldüğünü fark eden ancak bu farkındalığı örgütlü biçimde demokratik hak arayışına dönüştürebilecek araçlardan mahrum bırakılmış kitleler olarak ele alır.
Berardo Viola: Bireysel Öfkeden Kolektif Bilince
Romanda halkın “Ne Yapmalı?” çaresizliği ile son bulan uyanışının somut timsali, Berardo Viola’ dır. Berardo, ilk başlarda dedesinden kendine miras kalan fiziksel gücün ardına sığınan, bireysel öfkeyi muhalefet zanneden bir kahraman olarak belirir. Bu anlayış içinde haksızlığa karşı çözümü, yakıp yıkmak yani saldırgan davranmaktır. Bir “topraksız” olarak eşeği, katırı olup sömürülen halkın da aşağısında bir yerde olmasını, köyde yaşananlara kayıtsız kalmak için bir bahane gibi görür. Kaybedeceği bir şey yoktur ve bireysel hesapları ile ilgilenir. Sistem içinde bireysel kurtuluş çabasının işe yaramaması üzerine Roma’ ya yolunun düşmesi; sadece kahramanımız için değil, Fontamara’lılar için de bir dönüm noktası olur. Hapishanede farkındalığı gelişen Berardo, sistemin kırbacı altında adım adım bilinçlenen sınıfsal bir özneye dönüşmüştür. Kendini feda ettiğinde ardında Fontamalılar için “birlik” fikrini bırakır. Bu noktadan itibaren, taşra halkı hak arama mücadelesini eyleme dökecek kanalları arayan kolektif bir kitleye olarak karşımıza çıkar. Silome, kahramanlarına bu değişimin bedelini ağır ödetir. Ve sonunda biz okurlarını belki de insanlık için evrensel bir soruyla da başbaşa bırakır:
“Ne yapmalı?”