Yüreğini Yitirmiş Zamanların Şairi: Füruğ Ferruhzâd
Bu yazı, Koza Düşünce Dergisinin 2016 tarihli 16.sayısında yayımlanmıştır.
Dünya Edebiyatı’ nın önemli şairlerinden Füruğ Ferruhzâd; 13 Şubat 1967 tarihinde annesine yaptığı ziyaretten dönerken, bir öğrenci servisine çarpmamak için direksiyon kırıp da ölüme gittiğinde henüz otuziki yaşındaydı. Hayat hikayesinden geriye yalnız trajik bir ölümü değil, travmatik yaşantılarla dolu geçmişini ve bugün tüm dünyada tanınan beş şiir kitabını da bırakıyordu.
Füruğ Ferruhzâd’ ın kısacık yaşamına sığdırdığı önemli yapıtlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, şiirlerinde çoğunlukla esinlerini kendi yaşamından aldığı, dolayısıyla da otopikolojik eserlere imza attığı dikkat çekmektedir. O, birincisi henüz onsekiz yaşındayken yayımlanan ilk üç şiir kitabında evliliğini, boşanmasını ve en önemlisi de oğlu Kamiyar’ dan hayat boyu uzaklaştırılarak toplum tarafından cezalandırılmasını konu edinmiş, yaşadıklarını kabullenmeye çalışmış ancak sorunlarını toplum üzerinden okumaya uzak durmuştur. Dolayısıyla lirik ben olarak kendini seçtiği ancak bir o kadar da kendinden uzak durduğu ilk şiirleri, acının dışavurumu olarak kalmıştır. Şair, yaşadıkları çizgisinde toplumla yüzleşmeyi ya da toplumsal cinsiyet ayrımcılığı nedeniyle yaşadığı acıları toplum üzerinden okumayı ise son iki kitabında gerçekleştirmiştir.
Füruğ Ferruhzâd, şiirlerinde kendini lirik ben olarak saklamamış, dolayısıyla yazdıkları aracılığıyla otobiyografisini vermiştir. Ancak ilk şiirleri incelendiğinde onun otobiyografisini yazmaya çalışmadığı, şairliğinin ham dönemlerinde yazıyı bir sağaltım aracı olarak gördüğü ve acılı bir hayatın içinde yazıya sığındığı söylenebilir. Ferruhzâd, ilk üç şiir kitabında yaşantılarının duygusal yönünü vurgulamış ve baskın olarak duygusal lirikle karşımıza çıkmıştır. Son şiirlerinde ise duygusal dünyasından toplum hayatına akmış ve lirik söyleyişleri düşünsel nitelik kazanmaya başlamıştır. Dördüncü kitabı Yeniden Doğuş’ ta çocukluğu ile yüzleşme çabaları içine girmiş, son kitabı olan İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcı’ nda da aile hayatına ve geçmişine dair detaylara ancak girebilmiştir. Mevcut otoriteler, şairin ilk şiirlerinin sanatsal olmadığını ve Ferruhzâd’ ın 1963’ te yayımladığı Yeniden Doğuş kitabı ile birlikte gerçek şiirin peşine düştüğünü kabul etmektedir. Hatta bu konuda bir görüş birliği olduğu söylenebilir.
Tutsak Bir Kuş
Tutsak (1952), Duvar (1956) ve İsyan (1957) kitaplarında kadın olduğu için ötekileştirilen, toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ‘erkek’ bir kültürde en ağır biçimde yaşayan bir şairin hüzünlü sesini duyarız. Tutsak adlı ilk eserinde Füruğ Ferruhzâd, kendini bir esir olarak tanımlar ve mısraları yoluyla biz okurlarına, bu esaretin temelinde onaltı yaşında yaptığı evliliğin olduğunu söyler:
‘kadın perişan oldu
ve yüzünde yine de ışık ve parıltı olan bu halka
kölelik ve kulluk halkasıdır diyerek
için için ağladı’ (1)
Bu evliliğin mutlu sayılacak günlerin ardından umutlarla yapılmış olduğunu ancak ilgisiz ve dış kontrol psikolojisi ile hareket eden bir eş nedeniyle hayal kırıklığına dönüştüğünü ise ‘Tanrı şahit ki mutluluk goncasıydım ben / aşkın eli değdi ve dalımdan kopardı beni’ (2) mısralarından anlıyoruz. Füruğ Ferruhzâd’ ın bu ilk şiirlerinde diğer tüm kitaplarında karşılaştığımız kavramlardan ‘karanlık’ın metaforik olarak kullanıldığı da görülüyor. Özgürlüğünü yitirmiş, esir edilmiş bu hüzünlü kadını, çoğunlukla, tıpkı hayatına benzeyen karanlık gecelerde oğlu ile birlikte gözyaşı dökerken, onunla konuşurken ya da uykuya sığınırken buluruz:
‘dedim ki ey uyku, başparmağın yeşil bahçelerin anahtarı
(…)
ağlayan çocuğumun yarattığı yükü çekip al
ve beni unutmanın peri suretli ülkesine götür’ (3)
Dolayısıyla Tutsak, şairin ‘ey yıldızlar yoksa sizde mi anladınız / yeryüzü halkının cefasını ve riyakarlığını’ (4) ve ‘fakat yalnız olduklarında beni / fahişe bir deli diye adlandıran’ (5) mısralarıyla özetlediği bir toplum hayatında, yaşadığı acıları dillendirdiği eseridir. Aynı zamanda bu yapıtında yaşadıklarından kaçmak istediğini de dile getirir ancak bu kaçışı bir türlü gerçekleştirememesinin sebebini, henüz anne kucağındaki oğluna şöyle açıklar:
‘eğer ey gökyüzü birgün
bu sessiz zindandan kanatlanıp uçarsam
o ağlayan çocuğun gözlerine bakarak nasıl
vazgeç benden, ben tutsak bir kuşum derim’ (6)
Kederli Bir Gövde
Anlaşılacağı gibi Füruğ Ferruhzâd, tutsak bir kuş’muş gibi hissettiği evlilik hayatına hep ‘ağlayan’ olarak imlediği oğlu için katlanmak istemiştir. Ancak buna rağmen, döneminin baskıcı ve kadına karşı affetmez rejimi içinde 1955 senesinde bir dergide –isimsiz- olarak yayımladığı Günah şiiri ile yaşadığı yasak ilişkiyi de itiraf etmiştir. 1956 senesinde yayımlanan ikinci kitabı Duvar’ da da yer alan Günah’ ın bedelini ise babası ve eşi tarafından reddedilerek, boşanma sonrası oğlunu görmekten men edilerek, bir kadın için son derece ağır biçimde ödemiştir.
Duvar şiirlerinde ‘kaçış’ kavramı baskındır. Ve ilk kitabındaki hüzünlü ve tutsak anne, bu kitabında ‘duvar örüyor çevreme / kaçıyorum senden yol sapaklarında’ (7) diyerek kendine çekilir. Duvar şiirlerinde derin bir kedere de tanıklık ederiz:
‘ama ben anılarının dallarında yeşeren
geceleri seni yalnızlığın köşelerinde
aşina hatıranda arayan
o keder çiçeğiyim’ (8)
Ancak bu kez, ‘göğsüm: / kuşkunun, acının ve kederin konağı’ (9) mısralarında da vurgulanan keder, tamamen bireysel ve özel yaşantılardan kaynaklanır. Dolayısıyla şairin esin kaynakları, aşk ya da ayrılık gibi temalardır:
‘senden ayrılmamı söyledin… çok yazık
vefa bağı acaba kopabilen bir şey midir?
kendimden ayrılırım ama senden ayrılmam
aşıkların sözü acaba bozulabilen bir şey midir’ (10)
İsyankar Bir Kadın
Evlilik hayatını noktalayan, oğlu elinden alınan Füruğ Ferruhzâd, yaşamın korkunç yüzüne karşıdan bakmak yerine artık derinlere inmeye başlamıştır. Önceki iki şiir kitabında, hayatı tutsak gibi yaşadığını ve bireyselliğinin engellendiğini anlatmak için ‘mezar’, ‘mezar soğukluğu’ kavramlarını metaforik bir araç olarak başarıyla kullanmıştır. O, kadının baskıcı bir kültürel çevrede bireyselliğinin engellenmesini, kadını mezarda yaşatmak olarak görür:
‘yol aramıyorum gündüzün şehrine
kuşku yok ki bir mezarın derinliklerinde uykudayım
cevherim var fakat onu korkudan
gönlümün bataklıklarında saklamaktayım’ (11)
İsyan’ da o mezardan çıkmak istemiş ya da kadının bireyselliğini engelleyen bir sisteme başkaldırması gerektiğinin farkına varmış, diğer şiirlerine göre daha cesurca davranmıştır. Ancak acının kaynağı olarak oklarını toplumsal yapıya, erkek egemen kültürün erkil diline değil Tanrı’ ya yöneltmiştir. Dolayısıyla kültürel temellerin erkek egemenliğinde değişime ve dönüşüme uğratıldığı gerçeğinden uzaktır. Erk tarafından yeniden yaratılmış bir kültürün temellerinde Tanrı’ yı bularak hareket etmiştir. Onun Tanrı’ ya isyanında, dinsel kuralları, tıpkı erkeklerin erkil bir dille yorumladığı gibi, dişil dille yorumladığını ve temelde Tanrısal olanı da bir erk olarak algıladığını görmekteyiz:
‘ey tanrı ey ölüme bulaşmış gizemli kahkaha
ne acı ki sana yabancıdır ağlamalarım
ben sana kafir, sana münkir sana asi
sana inat işte şeytan benim tanrım’ (12)
Kendiyle Barışan Kadın
İlk kitaplarında yaşadığı acıların izini pişmanlık içinde süren bir şairdir Füruğ Ferruhzâd. Suçluluk psikolojisi, şiirlerinde yer yer hissedilir. Ancak 1963 senesinde yayımlanan ‘Yeniden Doğuş’ isimli yapıtında daha cesur, yaşadıklarının arkasında bir kadnla karşılaşırız. Bunun yanında bireyselliğini tamamlayamamanın, kendini gerçekleştirememiş olmanın sancıları, bu tarihten itibaren yerini kendini tanımlayan ve giderek daha iyi tanıtan bir kadına bırakır. Ey İnci Dolu Ülke şiirinde kendisi ile yüzleşmesini tamamlayarak, bir birey olarak toplum karşısına çıktığını anlatmak ister gibidir:
‘fethettim
kaydettirdim kendimi
bir adla bir kimliği süsledim
(…)
yarından itibaren
gayretli bir vatansever gibi
her çarşamba öğleden sonra toplumun
şevk ve heyecanla peşinden gittiği
yice idealden bir hisseyi
kalbimde ve beynimde taşıyabilirim’ (13)
Füruğ Ferruhzâd, Yeniden Doğuş ile beraber, şiir dilini önemli ölçüde geliştirmiş şekilde okurlarının karşısına çıkmıştır. Onun şiir dilinde önceki şiirlerine göre dikkati çeken en önemli noktalardan birisi ise ‘başı dönen sokaklar’, ‘yakıcı bir hatıra’, ‘tutuklu ses’ örneklerinde olduğu gibi epitotemleri kullanmadaki başarısıdır.
Yeryüzü Ayetleri şiirinde toplumsal sorunlara da eğilen Füruğ Ferruhzâd, özellikle son şiir kitabı İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcı’ nda artık dünya ile bireysel hesaplaşmalarını tamamlamış ve esin kaynağını ‘insan’ olarak seçmiş gibidir. Despot ve ilgisiz tutumu ile emekli bir baba, kendini ibadete vermiş bir anne, zaman zaman yaşadığı naylon evinden ziyaretlerine gelen bir abla olarak ailesini de daha baskın ele almış, dolayısıyla da artık otopsikolojik şiiri bilinçli olarak vermeye başlamıştır. Bu son kitabında yazdığı ‘Kuş Ölümlüdür’ şiirinin son iki mısrası ‘uçmayı anımsa / kuş ölümlüdür’ (14) oldukça sevilmektedir. Bu mısralar, aynı zamanda şairin şiirlerinde sıklıkla kullandığı kuş’ a yüklediği anlamların geldiği son noktadır. Yeniden Doğuş şiirinde ise hayatın tüm kederlerinden ve dertlerinden soyutladığı kuşları özgürlük timsali olarak gördüğünü şöyle anlatır:
‘kuş küçüktü
kuş düşünmüyordu
kuş gazete okumuyordu
kuşun borcu yoktu
insanları tanımıyordu kuş
kuş havada
ve kırmızı tehlike ışıkları üstünde
ve habersizlik yükseklerinde uçuyordu
ve mavi anları
delice deniyordu’ (15)
Füruğ Ferruhzâd, şüphesiz benim gördüklerimden çok daha fazlasını söyledi ve yazdı. Kısacık hayatına, özellikle son kitaplarında dev yapıtlar sığdırdı. Şiirlerinde erk bir dil tarafından yeniden yorumlanarak kadının bireyselliğini engelleyen en önemli araçlardan biri haline getirilen günah kavramının yerine, ‘imansızlık’ kavramını koymaya çalışırken, kadın ve erkek kimliklerini bir yana atarak insan’a çıkmayı ve ‘önce insan olmak’ demeyi başardı.
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ile yüzleşmiş ancak bireyselliğini engellemeye çalışan bir dünyaya başkaldırmış, bu başkaldırılarının bedelini çoğunlukla yalnızlıkla ödemiş kadınlar, acı çeken mısralar yazdılar. Ve onları okuyanlar bilir ki ötekileştirilmeyi, çok güzel anlattılar. Bu kadınlar içinde ilk akla gelenlerden Füruğ Ferruhzâd’ ın şu mısraları, bireyselliği engellenmiş tüm kadınların yardım çığlığı olarak okunmalıdır:
‘kendi varlığımın sesi olayım
istedim yazık ki ‘kadın’dım’ (16)
Yasemin Şengör
Dipnotlar
- Füruğ, ‘Halka’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.27
- Füruğ, ‘Veda’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.31
- Füruğ, ‘Uyku’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.30
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Ey Yıldızlar’, Kederli İpek Füruğ (Seçme Şiirler), Çev: Kenan Karabulut, 2. Basım, Telos Yay., İst. 2016, s.6
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Ürkmüş’, Yaralarım Aşktandır (Seçme Şiirler), Çev: Haşim Hüsrevşahi, 5. Basım, Totem Yay., İst. 2015, s.93
- Füruğ, ‘Tutsak’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.32
- Füruğ, ‘Duvar’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.43
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Keder Çiçeği’, Kederli İpek Füruğ (Seçme Şiirler), Çev: Kenan Karabulut, 2. Basım, Telos Yay., İst. 2016, s.33
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Kederperest’, Kederli İpek Füruğ (Seçme Şiirler), Çev: Kenan Karabulut, 2. Basım, Telos Yay., İst. 2016, s.21
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Acının Şarkısı’, Kederli İpek Füruğ (Seçme Şiirler), Çev: Kenan Karabulut, 2. Basım, Telos Yay., İst. 2016, s.20
- Füruğ, ‘Kayıp’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.38
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Tanrılık İsyanı’, Yaralarım Aşktandır (Seçme Şiirler), Çev: Haşim Hüsrevşahi, 5. Basım, Totem Yay., İst. 2015, s.117
- Füruğ, ‘Ey İnci Dolu Ülke’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.58
- Füruğ, ‘Ey İnci Dolu Ülke’, Yeryüzü Ayetleri (Seçme Şiirler), Çev: Makbule Aras, 9. Basım, CanYay., İst. 2016, s.99
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Kuş Sadece Bir Kuştu’, Yaralarım Aşktandır (Seçme Şiirler), Çev: Haşim Hüsrevşahi, 5. Basım, Totem Yay., İst. 2015, s.194
- Füruğ Ferruhzâd, ‘Senin İçin Bir Şiir’, Yaralarım Aşktandır (Seçme Şiirler), Çev: Haşim Hüsrevşahi, 5. Basım, Totem Yay., İst. 2015, s.118