Dünya tarihinin başkaldırı ile başladığı, geliştiği ve sürdüğü çeşitli platformlarda dile getirilmektedir. Sanırım bunu özele indirgeyerek, bir yerlerde mutlaka kullanılmış olduğunu düşündüğüm şöyle bir ifadeye çevirmek yanlış olmaz: ‘edebiyat tarihi, başkaldırı ile yazılır’. Edebiyat, varlığını ve gelişimini borçlu olduğu bu başkaldırı hakkını, en çok ‘sanat akımları’ aracılığıyla kullanır. Her akım, aynı zamanda genel kabul gören tüm kurallara ve egemen güce olan heteronom bir itaate karşı tepkidir. Bu yönüyle gücünü itirazdan ve itaatsizlikten alır.

Tabii edebiyat tarihinde başkaldıran, itiraz eden, karşı koyan, kendi varlığını genel kabul görmüş bir dille değil, kendine özgün kavramlarla açıklamaya çalışan sadece akımlar değil… Akımların etkisinde yaratılan ya da bizzat akımlara da karşı olan kahramanlar, kimi yerde antikahraman özellikleri ile edebiyatımıza yön vermiştir. Balzac’ ın içinde bulunduğu çağın edebiyat akımlarından birini savunup, diğerine başkaldırırken bir yandan da -çağının sosyal yapısına tepki olarak-  kahramanlarını savunduğu akıma da yabancılaştırdığı Goriot Baba romanı bu çizgide son derece önemlidir.

Honerede Balzac’ ın Goriot Baba’ sı özellikle, bir hukuk öğrencisi olan Rastignac’ ın hayatı çizgisinde, sistem eleştirilerinde ‘adalet’ kavramına yönelttiği oklarla dikkat çekmektedir. Bunun yanında romanın Vautrin’ i ise Balzac’ ın Romantizme tepki verirken bir araç olarak kullandığı ancak yazarının savunduğu gerçeklik akımını ve genelde tüm sistemi de karşısına alan, kayda değer bir tiptir.

Goriot Baba romanında olaylar ellili yaşlarını süren, dul bayan Madam Vauger’ in pansiyonerlerinin hayat hikayeleri izleğinde gelişir. Bu hayat hikayelerinde Vautrin, Rastignac ya da Eugene, Goriot Baba önemli karakterler olarak öne çıkmaktadır. Goriot Baba’ nın hazin sonuna doğru giden ve Rastignac ile Goriot Baba’ nın kızları arasında yaşanan olaylar zinciri, 1819 senesinde Paris’ te geçer. Dönemin Fransa’ sına baktığımızda sosyal açıdan bir geçiş döneminin karmaşasıyla karşılaşırız ve bu kargaşanın sonuçlarını Balzac’ ın bireyler üzerinden okumaya çalıştığını anlarız.

Balzac, Vauger pansiyonunda yarattığı tipler aracılığı ile geçiş sürecindeki bu toplumun bir protipini vermeye çalışmıştır. Zaten romanın bir yerinde anlatıcının ağzından pansiyona dair söyledikleri bu amacını açığa vurur: ‘Böyle bir topluluğun, küçültülmüş olarak, tam bir toplumun öğelerini sunması gerekirdi, sunuyordu da.’ Dolayısıyla tiplerini bizzat toplumun içinden seçmiş, anlatıcısına söylettiği ‘Hayır hayır! Şunu bilin ki bu dram, ne bir düş ürünü, ne bir romandır. All is true, bu dram öylesine gerçek ki öğelerini herkes kendi evinde, belki de kendi yüreğinde bulabilir’ sözleriyle de çağının romantizm akımının ve sanat anlayışının karşısında durduğunu ilan etmiştir. Burada yazarın anlatıcı aracılığı ile gücünü gerçekçilikten alan sanat anlayışının yanında, Realizm’ e yüklediği anlamı okuyabilmek de önemlidir.

Bu noktada şöyle bir soru, Goriot Baba  okumalarında yön vericidir; Vauger Pansiyonu’ nun tipleri dönemin Fransız toplum yapısına göre nasıl okunabilir?

Her şeyden önce, romanda genel olarak bir Burjuva pansiyonu ile karşılaşırız. Kadın, toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında baktığımızda bireysel haklarının farkındadır ancak bireyselliğini savunma noktasında adaletli biçimde yürütülmeyen bir sisteme güvensizdir. Bunu, damadının çevirdiği dolapları öğrenen Goriot Baba’ nın dolandırıcıların sonunun Greve Meydanı olduğunu hatırlatması üzerine, kızı Nucingen’ in ‘hayır, baba, ona karşı yasa yok’ karşılığındaki umutsuzluktan anlarız.  Mösyö Restaud’ nun Anastesie’ yi oğlunu elinden almakla tehdit etmesi ve ayrılma isteğine karşılık tüm malvarlığına el koyması örneğinde ise psikolojik şiddet suçunun karşısında bir kadının yalnızlığının ve çaresizliğinin izlerini süreriz.

Romanda, burjuva elitlerinin hayat tarzında parayı önemli bir iktidar aracı olarak görmekteyiz.  Görünüşte lüks içinde yaşayan ve bunu gittikleri her ortamda dış görünümleri yoluyla ilan etmeyi seven kadınlar ancak para -dolayısıyla da eşleri- yoluyla varolabiliyorlar. Böyle bir sistemin, eşlerinin her türlü zorbalıklarına katlanmak zorunluluğu hisseden burjuva kadınını her tür istismarın kucağına attığını da anlamaktayız. Dolayısıyla Goriot Baba’ da kadın karakterler üzerinden, cinsiyet ayrımcılığı bağlamında karmaşık bir geçiş döneminin izlerini süreriz. Bunu yaparken, 1819 senesinin Paris’ inde kendi kültürümüzde hala aynı karmaşık portreyi görmek ise olumsuz duygular yaratıyor insanda ama en çok da insanı dehşete düşürüyor.

Aile hayatı açısından baktığımızda; hukuk öğrencisi Rastignac’ a umut bağlamış, yoksul bir aile, romanda hatırlanan kahramanlar olarak yer almaktadır.  Bu ailede, okuyan ve kendileri için bir güvence olan kardeşe karşı fedakarlık baskın bir psikolojik özelliktir. Bu fedakarlığa halanın da katılması, yoksul tabakada kalabalık ve güçlü aile bağları olduğu izlenimi verir. Rastignac ailesinde baba bir otorite iken, anne adeta ailenin kalbidir. Benzer şekilde, Goriot Baba ve aile yapısında ise annenin erken yaşta vefatı ile ailenin dağılmış bir pozisyonda olması da burjuva aile sisteminde annenin aileyi bir araya getiren rolü olduğunu düşündürür.  

Goriot Baba ise pansiyonun dışlanmış üyesi olarak, toplumun geri plana atılmış, ötelenen ve ötekileştirilen bireylerini temsil eder. Bunun yanında zenginlikleri ile burjuvaya dahil olan iki kızının sosyal hayatı ve onların yaşamının Madam de Beausant’ ın karşılaştırılması; dönemin Fransasında sınıflar arasında da sınıf farklılıklarının olduğunu gösterir. Goriat Baba’ nın büyük kızı Madam de Nucingen’ in, Beausant ile tanışmak adına tüm ahlaki değerler sistemini karşısına alması ve bir hukuk öğrencisini basamak olarak kullanması ise sınıf ayrımının yarattığı psikolojiyi sosyal açıdan okuma şansı verir. Bu psikoloji, bireyin ait olma gereksiniminin, sınıf farklılıkları yoluyla ne şekilde travmatik yaşantılara dönüştüğünü görmek için de kayda değerdir.

Kim Daha Tehlikeli

Vaugner pansiyonerlerinden Vautrin, kendini tüccar olarak tanıtan ancak ilerleyen zamanda cinayet gibi suçlardan sabıkalı, hapishane kaçağı bir kürek mahkumu olduğu anlaşılan bir kahramandır. Rasyonel tarafı ile gerçekçilik akımının gücünü akılcılıktan aldığını da düşündürmektedir. Vautrin ve hukuk öğrencisi Rastignac arasındaki konuşmalarla, Balzac’ ın Gerçekçilik ile Romantizm akımlarını karşıt kahramanlar üzerinden tartışmak istediğini görmekteyiz. Ancak romanın anlatıcısı, saf bir gerçekçilik üzerinden giderken, Vautrin’ de kimi farklılaşmalarla karşılaşırız.

Vautrin, bireyin içinde bulunduğu olumsuz koşullarda, çözümü ve iyileşmeyi öncelikle sorunla tam anlamıyla yüzleşebilmede bulur. Dolayısıyla görünen gerçeklerden öteye geçen bir felsefi tutumun izlerini süreriz. Onun düşünce evreninde durumun olduğu gibi ortaya konulmasının yanında, bireyin bu durumla yüzleşmesi de esastır. Ancak Vautrin karakterinde sorunlara yanıt bulma konusunda haz ilkesi ile çalışan düşünce örüntüleri bulmaktayız. Bu yönüyle, bireyin çözüm konusunda her türlü ahlaki değeri çiğneyebileceğine dair görüşleri ve Rastignac’ ın sorununu çözmek için adam öldürmeye varan tutumuyla dönemin birçok romanında görüldüğü gibi gerçekçiliği ‘durumu olduğu gibi kabullenme’ olarak açıklayan kahramanlardan da ayrışır. Bu bağlamda bakılacak olursa, yazarın aynı zamanda gerçekçilik akımını tartışmaya açtığı Vautrin, Gerçekçilik akımı sonrası için bir geçiş karakteri olarak okunabilir.

Vautrin’ in gerçek kimliğinin ortaya çıkması ile durumu şaşkınlıkla karşılayan pansiyonerlere yönelttiği ‘siz, bizden daha mı iyisiniz? Kangren olmuş bir toplumun pörsük üyelerisiniz siz, sizin yüreğinizdeki alçaklık yanında, bizim onurlarımızdaki alçaklık çok hafif kalır’ sözleri romanda bir odak noktadır. Vautrin’ in yakalanmasıyla birlikte gelişen olaylarda yazarın Vautrin karakterini metaforik anlamda bir toplum olarak yarattığı, onun üzerinde içinde bulunduğu toplumsal yapıyı okuduğunu da anlarız. Anlatıcının söylediği şu sözler de bu düşünceyi kanıtlar: Bir adam değildi artık Vautrin, tüm bir yozlaşmış ulusun, yabancı ve mantıklı, kaba ve çevik bir topluluğun örneğiydi.

Dolayısıyla Balzac’ ın Goriot Baba’sı, özellikle Vautrin karakterini bir araç olarak değerlendirerek, içinde bulunduğu toplumsal yapıyı gerçekçi bir dille okumak istediği romanıdır. Ancak romana değer katan en önemli özellik, Balzac Vautrin karakterini yaratarak, aynı zamanda mutlak ve evrensel ahlak arasındaki sınırları aramaya çalışır. Bu arayışlarında Vautrin’ i paranın yani zenginliğin önemli bir güç olduğu ve adalet sistemini de yönettiği bir düzende, ağır suçlar işleyip hafif cezalar alan zenginlere karşı, zor yaşam koşullarında para çaldığı için kürek mahkumu olan yoksulların safında tutar. Böylelikle de arayışları, evrensel ve mutlak ahlaka karşı, göreceli bir ahlak kavramına çıkar. 

İçinde bulunduğu karmaşık yapıda ve önemli bir kültürel geçiş aşamasında, ahlaki değerler açısında yozlaşan bir ulusa tepki olarak hükümete başkaldıran Vautrin, bu çizgide dünya edebiyatının en değerli karakterlerinden biri. Ancak elbette dünya edebiyatında başkaldırının Don Kişot’ a kadar uzanan tarihini düşündüğümüzde, bu çizgide ne ilk ne de son kahraman. Çünkü dünya sosyo-politik ve kültürel arenasında ‘sanat ve edebiyat’, varlığını borçlu olduğu, geliştirici, tartışmacı yönüyle yeni akımlara da öncülük eden başkaldırı kavramı ve itiraz dilini  korumaya, dolayısıyla da başkaldırı üzerinden varlığını savunmaya devam edecektir.