Yasemin Şengör

Uzman Psikolojik Danışman

Asıl adı François Marie Arouet olan Voltaire, 21 Kasım 1694 senesinde Paris’ te başlayan yaşamına çok çeşitli türlerde, onlarca eser sığdırmış ve felsefi düşünceleri Fransız Devrimi’ nin temellerini oluşturmuş bir filozoftur. Çağının nabzını tutan, döneminin sosyo kültürel ve ideolojik yapısını estetize eden, başkaldırı ve tepki dili kullandığı eserleri, günümüzde hala yaşamaktadır.

Candide, Voltaire’ nin dönemin siyasal yapısını halk tabakasının gözünden eleştirdiği ve felsefi çizgisinin okunabileceği en önemli yapıtları arasında yer alır. Voltaire, bu eserinde Fransız Felsefi Çağ Edebiyatı’ nın ilk yarısında kendini hissettiren klasik üsluba bağlılığı kırmış, dönemin siyasal yapısına özgün yorum getirmeye çalışmış, oklarını temellerini körü körüne bir kadercillik anlayışından alan ‘iyimserlik’ felsefesine doğrultmuştur.  

Voltaire’ nin 1759’ da kaleme aldığı Candide’ nin izleğini, Vestfalya’ da yaşadığı şatodan güçlü derebeyi Baron Trunder’ in kızı ile birlikte görüldüğü için kovulan Candide’ nin yaşadıkları oluşturur. Candide, ‘cennetten kovulma’ olarak algıladığı ve temelinde sınıf ayrımcılığına göndermelerde bulunan bu kovulma olayı üzerine hüzünlü bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk esnasında Baron’ un şatosunda mutlu yaşadığı dönemlerden tanıdığı felsefe öğretmeni Panglos’ un ‘iyimserlik’ felsefesinin izlerini sürer.

Candide, şatodan kovulmasına yol açan sevdiği Cunegonde ile kavuşma hayalleri içinde Vestfalya’ dan başlayıp İstanbul’ da biten serüveni sırasında, Felsefe öğretmeninden hayata dair öğrendiği tek gerçek olarak optimizm düşüncesini haksız çıkartan yaşantılar geçirir. Savaş ortamı içinde, insanın barbarlığı ve kıyımı karşısında iyimserliğini günden güne kaybeder. Tüm yaşadıklarının sonunda mutlak bir iyimserliği reddederken, insanın hayat karşısında sorumluluğuna dikkat çeker.

Voltaire, Candide anlatısında çağının içinde buunduğu sorunları felsefi donanımından yararlanarak ironik bir üslupla ve karşıt kahramanlar yoluyla tartışır. Günümüzde Candide, insanın yıkıcı eylemlerinin beraberinde getirdiği sorunları evrenselleştirmiş bir yapıt olarak ele alınabilir. Çünkü okur olarak Candedi’ de asırlar önce yazılmış bir eserin günümüze ayna tutan ve insanı çağı ile yüzleştren olaylara tanıklık ederiz.

Candide anlatısında evdeki melekler

Candide anlatısında kadına yönelik toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, kadının toplum içinde ötekileştirilmesi Cunegonde ve yaşlı kadın portrelerinde gözler önüne serilir. Çağımıza hiç de yabancı olmayan yaşantılar içinde kadın yan karakterlerin erk tarafından yönetildiğini, hayat tarzlarını seçme hakkı olmadığını, savaş suçları içinde her tür fiziksel saldırganlık eylemlerine, aile ya da toplum hayatında ise psikolojik şiddete maruz kaldıklarını görürüz.

Voltaire’ nin işlediği toplumsal yapı içinde kadınlar, ‘evdeki melek’ olarak karşımıza çıkar. Kadına verilen roller, erk üzerinden tanımlanır ve kadının varoluşu erkeklere bağlıdır. Kadın, köledir; alınır, satılır. Cunegonde’ nin abisinin hayatını kurtardığı halde Candide ile kardeşinin evlenmesine ‘sınıf farklılığı’ gerekçesi ile savaş açması örneğinde olduğu gibi, kadının özgürlüğü çevresindeki erkekler tarafından yönetilir. Kadın, hayatına özgür iradesi ile yön veremez ve tüm yaşamı genç yaşlarında yapacağı evlilik üzerine kuruludur. Evdeki melek, bu durum karşısında acı çekse de sorgulamaz, yaşamı ve bireyselliği için savaşmaz.

Sevdiği kadını öptüğü için şatodan kovulan ve çıktığı yolculukta Cunegonde ile yeniden bir araya gelmenin yollarını arayan Candide’ nin Cunegonde ile yaşamaya dair arzuları, toplumsal normların dışındadır. Candide, insancıl bir tutum sergiler ancak anlatıda Cunegonde’ nin mutluluğunun yine bir erkeğe, Candide’ ye bağlandığı da kayda değerdir.

Candide’ de sanat ve edebiyat dünyasına eleştiriler

Voltaire, Candide’ de edebiyat ve sanat alanında üretilen niteliksiz ürünlere karşı ağır eleştirilerde bulunmaktadır. Bu eleştirilerinde monologlardan güç almakta ve Candide’ nin karşılaştığı aydın kişileri bir araç olarak kullanmaktadır. Bu noktada Voltaire’ nin çizdiği aydın portresinin insani ve ahlaki değerleri içkinleştirmiş bireyler olduğu da gözlerden kaçmamaktadır.

Voltaire, eleştirilerini genel olarak sanat ve edebiyat dünyasında sanatsal değeri yüksek ürünlerin ve gerçek sanat ürünlerinden anlayan alıcılarla nitelikli okurların azlığı, sanatçının toplumsal sorumluluğunu almaması konularını vurgulamaktadır. Bu vurgu, adeta, Candide’ nin yazılmasından bu yana geçen birkaç asırlık sürede nitelikli sanat ürünlerine dair hiçbir şeyin değişmediğini yüzümüze vurur gibidir.

Voltaire’ nin metoforik şehri Eldorado

            Voltaire’ nin felsefi karakteri Candide, serüveninde sadık uşağı Cacambo ile birlikte Eldorado şehrine uğrar. Eldorado kenti, Voltaire’ nin ahlak felsefesinde değerler kavramı perspektifinde tanımladığı, metoforik bir kenttir. Bu kentin insanları, paraya değer vermezler. İnsani ilişkileri, ahlaki kavramlar üzerinden belirlenir ve kültürel değerlerini korumaya öncelik verirler. Bunun yanında Eldorado Ülkesi, dünyanın tüm kirlenmişliğine karşın saflığını ve özgünlüğünü korumayı, dış dünya ile -dağlar yoluyla- bağlantısını kesmesine borçludur. Din adamı kavramının olmadığı ve ülkede yaşayan tüm bireylerin birer uyarıcı rolü üstlendiği Eldarodo’ da suç işlenmeyişi mahkemelere ya da cezaevlerine olan ihtiyacı da engellemiştir.

            Candide’ de Voltaire’ nin Eldarodo kentini okurken, insancıl temellerde yükselen şehirleri özlediğini hissediyor, insan. Aynı zamanda bu tür bir şehir hayali uzak geliyor. Her ne kadar dış dünya ile bağlantısız, tamamen korunmuş, steril bir hayat fikri ütopik görünse de 18. Ve 19. yüzyılda Almanya, Fransa ve İsviçre göçmenleri tarafından kurulan ve temelleri 1644-1712 yılları arasında yaşamış olan Jakob Ammann tarafından atılan, tutucu bir Hristyan mezhebi olarak tanımlanan, kendini dış dünyadan her tür iletişim araçları ve teknolojinin son derece kısıtlı kullanıldığı basit bir hayat inancı ile koruyan Amişler’ e özeniyor insan!