Edebiyatımızın Ölümcül Kadını: Maria Puder

Yasemin ŞENGÖR

Kolektif kültürel belleğimizde cinayete kurban gitmiş çok sayıda aydınımızın ismi “faili meçhul” olarak adlandırılan bir utanç listesinde bulunur. Bu listenin en başında yer alan isimlerdendir; Sabahatin Ali. Kırkbir yıllık yaşamına çok sayıda öykünün yanı sıra üç roman sığdırmıştır. İlk romanı Kuyucaklı Yusuf’ ta roman kahramanı Yusuf’ un duygusal dünyası ekseninde toplumsal eleştiri yapmaya çalışmış, İçimizdeki Şeytan’ da döneminin siyasal yapısını karşıt kahramanlar yoluyla tartışmayı seçmiştir. Son romanı Kürk Mantolu Madonna’ da ise yapıtlarındaki toplumsal eleştiri geleneğini küçük bir bölümle sınırlandırmış ve daha çok kadın ağırlıklı kültürel sorunları bireyler üzerinden okumak istemiştir.

Sabahattin Ali’ nin özellikle kadın sorunsallarını masaya yatırdığı Kürk Mantolu Madonna romanını iki bölüm olarak ele alabiliriz. Zaten Füsun Akatlı’ nın da romanın Yapı Kredi Yayınları’ na ait baskılarında bulunan önsözünde, esere iki bölüm olarak yaklaştığı görülüyor. Kürk Mantolu Madonna romanı, birinci bölümde tanıştığımız anlatıcımızın 1940 Kasımından 1941 Şubat’ ına dek yaşadığı bir kesiti sunmaktadır. Bu kesit içinde Raif Efendi’ nin 20 Haziran 1933 tarihli satırları, romanın ana kısmını oluşturmaktadır. Aslında Raif Efendi anlatısı, başlı başına ya da daha doğru bir ifadeyle tek başına bir roman niteliği taşır. Sabahattin Ali’ nin romanda, yuvarlak olarak tanıttığı bir yan karakteri okurlarını anakahramanın hayatına götüren anlatıcı olarak seçmesi, salt kurgu ile açıklanamaz.

Kürk Mantolu Madonna romanının birinci bölüm olarak düşünebileceğimiz kısmında anlatıcı kahramanımızla tanışırız. Bu anlatıcı kahraman yüzeysel olarak baktığımızda olayların içinde yer almaktan ziyade romanda  okuru Raif Efendi ve Maria Puder’ in yaşamına götüren bir araç rolü oynamaktadır. Daha derin düşünüldüğünde ise Sabahattin Ali birinci bölümde yer alan anlatıcı kahramanı, toplumda insan ilişkilerinin yozlaşmasına dikkat çekmek,  ilk iki romanında kayıtsız kalamadığı toplumsal eleştiriye yer vermek için seçmiştir.

Anlatıcımız, yeni bir iş arama sürecinde değersizlik temel inançları geliştirmiş ve insanlarla yaşadığı ilişkilerde bu temel inançlarının kanıtlarını arayan nevrotik bir karakter olarak karşımıza çıkar. Düşünüş tarzıyla sosyal kaygı bozukluğunu örneklendirmekte, çevresindeki insanların kendisine yönelik her tür davranışını bir tehdit olarak değerlendirmektedir. İnsanlar tarafından reddedildiğini gösteren kanıtlar peşindedir, adeta. Arkadaşı tarafından işe yerleştirildiği şirkette tanıştığı Raif Efendi sessiz ve kendini dünyadan yalıtmış kişiliği ile ona benzemektedir. Bu benzerlik, iş ve aile yaşamında adeta şamar oğlanına çevrilmiş Raif Efendi ile anlatıcımız arasında duygusal bağlar geliştirir. Bu ilişkinin tırmanması, beraberinde Raif Efendi’ nin ölüme yattığı dönemde kahramanımıza verdiği defteri okuduğumuz ikinci bölümü getirir.

Canavar Tip ya da Ölümcül Kadın olarak Maria Puder

İlk baskısını 1943’ te yapan Kürt Mantolu Madonna, kahramanlarının psikolojik dünyaları ve kişilik özelliklerini daha fazla ön plana çıkartması açısından yazarın diğer yapıtlarından ayrılır. Sabahattin Ali bu romanında Rauf Efendi ve Maria Puder arasındaki özel ve iki kişilik bir dünyayı anlatırken, yalnızca ana kahramanlarını kadın odaklı toplumsal sorunlara ışık tutmak için bir araç olarak kullanır. Dolayısıyla romanda hakkında neredeyse hiçbir şey öğrenemediğimiz yan karakterler, satır aralarında yalnızca anlatının devamını sağlamak amacıyla zaman zaman karşımıza çıkar.

Sabahattin Ali’ nin tüm eserlerinde görülen kadın sorunsallarına yönelik duyarlılığı, Kürk Mantolu Madonna romanında ağırlıklı olarak kendini hissettirir. Romanda yarattığı yazınımızın  unutulmaz kahramanlarından Maria Puder, her ne kadar kimi platformlarda antikahraman olarak nitelendirilse de yazınımızın kadın antikahramanlarından kesin çizgilerle ayrılır. Edebiyatımızın klasik eserlerinde erkek egemenliğinde  yaratılmış bir kültüre karşı çıkan kadınlar ya da kadın antikahramanlar, insani değerlerden yoksun bir profil çizmektedir. Klasik edebiyatımız, bireyselleşmesini engelleyen bir toplum hayatından çevresindeki insanlara kötülük yaparak intikam alan kadın kahramanlarla doludur. Hatta yazarın Kuyucaklı Yusuf’ unda hastalıklı bir kişilik olarak Şahinde karakteri de bunu örneklendirmektedir. Ancak klasik edebiyattan uzaklaştıkça modern ya da postmodern eserlerde başkaldıran kadın kahramanlar, kültüre karşı savaşlarını etrafına zarar vermeyecek şekilde yani bireysel bazda ve donanımlarını, akıllarını, vicdanlarını kullanarak verirler. Modern yazınımızda -genel olarak- içinde bulunduğu toplumla çatışan kadın antikahramanlar, Sevgi Soysal’ ın Tante Rosa’ sında en iyi şekilde örneklendiği gibi kendilerini toplumdan ve toplumsal rollerden soyutlamış bir yabancı olarak karşımıza çıkarlar. Oysa Kürk Mantolu Madonna’ da Sabahattin Ali, kadın kahramanını toplumla ne kadar çatışma yaşarsa yaşasın sosyalleşmeden uzak tutmamaktadır. Bu çizgide düşündüğümüzde Sabahattin Ali’ nin Maria Puder’ i, Yusuf Atılgan’ ın Aylak Adam romanında yarattığı kadın yan karakterleri akla getirir.

Bunun yanında Maria Puder’ in etnik köken olarak yabancı yani Alman olması da kayda değerdir. Romanın yazılış dönemini düşündüğümüzde Sabahattin Ali’ nin toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ve toplumun kadına dayattığı rolleri tartışan ya da toplumun bireyselleşmesini engelleyen taraflarına başkaldıran bir kadın kahramanı, yabancı  kültürden seçmiş olması anlamlıdır.

Maria Puder’ i Feminist Eleştiri kuramı çizgisinde değerlendirdiğimizde Gilbert ve Gabar’ ın canavar tipi ya da Berna Moran’ ın ölümcül kadın tanımına uyduğunu görmekteyiz. Maria, satır aralarında kendini ‘tuhaf, anlaşılmaz, kaprisli, duygusal iniş çıkışları olan’ bir kadın olarak tanıtır. Böyle bir kişilik geliştirmesinin temelini, çocukluk yaşantılarında annesinin ve çevresindeki kız arkadaşlarının davranışlarına yönelik eleştiriler oluşturur. Babasız büyüyen Maria’ nın toplumsal rolleri içe almış silik bir karakter olarak annesi ile olan yaşantılarından etkilendiği anlaşılmaktadır. Ancak toplumun kadına atfettiği rolleri reddederken, yetişkin yaşamında genelleme çarpıtma biçimini adeta bir savunma mekanizması haline getirip tehlikeli biçimde kullanır. Ve ‘tüm erkekler aynıdır, ilişkide egemen olmak ister, karşılarında ‘melek kadın’ görmeyi arzular’ şeklinde özetlenebilecek temel inançlar geliştirir, bu durum da onu bütün erkeklerden nefret etmeye götürür.

Bu tür bir kişilik örüntüsü içinde Maria Puder, erkek egemenliğine ve erkeklerin yarattığı bir kültürün kodlarına bireysel savaş açarken ‘ölümcül bir kadına’ dönüşür.  Bağımsız kişiliği ile erkeklerin ideal kadını ‘evdeki melek’ tipine karşı çıkar. Kadın erkek ilişkilerinde erkek egemenliğini reddederken, zor kilişiği nedeniyle, yaşadığı sağlıksız ilişkiler onu giderek erkeklerden uzaklaştırır. Öyle ki Maria ilişkilerine ‘benden hiçbir şey isteme’ şartı ile başlayan bir kadına dönüşmüştür. Fakat kayda değerdir ki Sabahattin Ali, satır aralarında Maria Puder’ i bir antikahramana dönüştürmez ve bunu kahramanına kişisel dünyasında erkek egemenliğine yönelttiği itirazlarına rağmen, gece kulübünde şarkıcı rolü vererek başarır. 

Maria’ nın ölümcül kişiliği, kendisini toplum içinde zor bir tipe dönüştürse de Raif Efendi’ ye hayat verir. Bu noktada Raif Efendi, bağımlı ilişki geliştirmeye müsait bir tip olarak karşımıza çıkar. Yetişkin yıllarında işyerinde öğle yemeklerini odasında yiyecek kadar insanlarla arasına duvarlar örmüştür. Sessiz, sadece işini yapan, kendine yapılan haksızlıklara dahi yanıt vermeyen silik bir kahramandır. Her ne kadar onun hayatını okurken içe dönük kişiliğinin Maria Puderle yaşadığı ve sonu hüsranla biten aşkla ilişkili olduğu görülse de aslında baskın kişilik özelliklerini çocukluk yaşantılarından getirmiştir.

Gençliğinde babası tarafından sabun imalatını öğrenmesi için Almanya’ ya gönderilmiş ve Almanya’ da kaldığı süre içinde tesadüfen girdiği bir sergide yolları kesişen Maria Puder’ e vurulmuştur. İnsanlardan kaçan bir kahraman olarak Maria’ yı hayata tutunmak için bir neden olarak görür. Böylelikle de Kürk Mantolu Madonna, kendini ‘ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım’ şeklinde tanımlayan Raif Efendi’ nin evdeki melek olmayı reddeden ölümcül bir kadınla yaşadığı dramatik aşk ile edebiyatımızın unutulmazları arasındaki yerini almıştır.

Not: Bu yazı, internet üzerinden yayım yapan Lemur Dergisi’ nin Ağustos 2016 tarihli sayısında yayımlanmıştır.