Kendini Reddederek Benliğini Savunan Aykırı: Paul Pavlowitch

Yasemin Şengör

Bu yazı, Roman Kahramanları Dergisi’ nin Ocak-Nisan 2017 tarihli 29. sayısında yayımlanmış olup kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Günümüzden yirmi altı sene önce, tek bir kurşunla, yaşamına son verirken ardında edebiyat dünyasının en ilginç hayat hikayelerinden birini de bırakıyordu, Romain Gary. Belki de bunu bildiğinden, Fransız Edebiyat otoritelerini bir hayli meşgul eden kitapların yazarı ve dönemin tartışmalı ismi Emile Ajar’ ın kendisi olduğunu itiraf ettiği intihar mektubunu  ‘Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın.’ diye bitiriyordu.

Romain Gary, hayatının sonunda, ‘mış gibi’ oyunu yoluyla geri planda dünyanın tüm çirkinliklerine başkaldırırken bir yandan da  eğlendiğini söylese de Emile Ajar olarak yazdığı  otobiyografik eseri Yalan-Roman’ ı  okurken acı ve hüzünlü bir tat alıyorsunuz. Ve Yalan-Roman’ ın daha başlarında Romain Gary’ nin yazarlığına yönelik eleştirilere tepki olarak Emile Ajar kimliğine büründüğüne dair bilginiz de ters yüz oluyor! Çünkü eserde Romain Gary, doğumdan getirilen bir aidiyetlik duygusuna savaş açmış, kendini reddeden ve kendinden kaçmak için her yolu deneyen, sosyal dünyaya uyum sağlamamak amacıyla bir nesne ya da  piton rolüne bürünen ve bu normaldışı davranışlarını kendini savunma olarak açıklayan, böylesi ruhsal çalkantılar içindeyken terapistlerinin ‘yazmayı’ salık vermeleri üzerine Emile Ajar mahlası ile ilk romanını yayımlayan, Ajar ismini ‘incecik fare sesinden’ hareketle Macar-Fince’ de ‘fare’ anlamına gelmesi nedeniyle seçen (1) ve yapıtlarında avazı çıkana dek bağırmak isteyen Paul Pavlowitch olarak karşımıza çıkıyor.

Psikolojik sağlık sorunları onaltı yaşlarında, yani ilk gençlik çağlarında başlayan Romain Gary’ nin edebiyat dünyasına girişi de gerçek kimliğini reddederek oluyor. Yazar, Roman Kacew olan gerçek adını, ilk romanından itibaren Romain Gary olarak değiştiriyor. Yalan’ ın satır aralarında itiraf ettiği gibi; gerçek adını değiştirmesinden, mahlas kullanmasına ve tüm aykırı davranışlarına kadar her şeyi, kendinden kaçmak için bir araç olarak kullanıyor.

Burada bir noktaya dikkat çekmek gerekir; Romain Gary’ nin intiharı ile Emile Ajar’ ın kim olduğu netleştikten yirmi küsur  yıl sonra dahi, yani günümüzde, hala bir Emile Ajar ve Romain Gary ayrımı vardır. Oysa mevcut edebiyat bilgilerimiz, yazarların çok çeşitli sebeplerle, zaman zaman mahlas kullandıklarını ancak gerçek kimliklerini ortaya çıkarttıktan sonra eserlerinin gerçek isimleriyle basıldığını ve mahlaslarının yalnızca özgeçmişlerinde kaldığını söyler, bize.  Emile Ajar ve Romain Gary’ nin yapıtlarından bir kısmını okuduğunuzda kesinlikle bu ayrımın devam etmesi gerektiğini anlıyorsunuz. Çünkü arada derin farklar var ve bu farkların temelinde Emile Ajar’ ın; ele aldığı konular, sinemavari öğeler, yer yer tesadüflere dayalı anlatım gibi özelliklerle daha çok popüler roman çizgisi dahilinde yazan Gary’ nin karşısına, otobiyografik içerikli, yaratıcı ve estetik romanlarıyla çıkması yatıyor.

Belki de bu sebeple Romain Gary, Emile Ajar adı ile, gerçek kimliğini tabiri yerindeyse, eserin sonlarına doğru kendisi olduğunu düşündüren, sanrıları ile yarattığı yan karakterleri psikiyatrist Christianssen ve Macoute Dayı vasıtasıyla, kim olduğuna dair ipuçları verdiği üçüncü kitabı Yalan-Roman’ da dünya edebiyatının en iyi otoportrelerinden birine imza atıyor. Peki, Yalan-Roman’ ı Romain Gary’ den ve otobiyografik özelliklerinden soyutladığımızda, romanın kahramanlarını nasıl okumalıyız?

Kendine kaçarken başkasına tutunmak

Yalan-Roman eserinin aynı zamanda anlatıcısı da olan Pavlowitch karakterinde, alışık olduğumuz gibi kendini tanımaya ve anlamaya değil, kendini kaybetmeye çalışan bir roman kahramanıyla tanışıyoruz. Paul Pavlowitch karakterinin tüm öyküsü ve varoluş bunalımı Ajar’ ın kaleminden bir cümle ile özetleniyor: beni anlamayacak ve benim de anlamayacağım birini aramaya devam ediyorum, korkunç bir kardeşlik ihtiyacı içindeyim.

Yalan-Roman, Paul Pavlowitch’ in annesinin hayatını konu aldığı ikinci romanına verilen saygın Edebiyat ödüllerinden Goncourt’ u paniğe kapılarak reddedetmesi izleğinde gelişiyor. Yazar, olayları zaman sıralamasından bağımsız şekilde ve yer yer zaman atlamaları yoluyla kahramanını geçmişiyle yüzyüze bırakarak anlatırken, satır aralarında Pavlowitch’ i okumak gibi zor bir görevle karşı karşıya kalıyoruz. Tüm okumalarımız bizi, otuzdört yaşında, psikiyatri kliniğinde bir sağaltım yöntemi olarak başından geçenleri yazmasının salık verilmesi üzerine iki roman yazmış, kimlik karmaşasıyla kendine yeni bir ben yaratarak başa çıkmaya çalışan  bir yazara çıkartıyor. Bu yazar kahraman,  romanlarında mahlas kullandığı için bu mahlas üzerinden edebiyat dünyasını bir hayli meşgul ediyor. İkinci ve ödül kazanan romanında annesini kullanması nedeniyle,  annesi adına tedirgin oluyor ve kimliğinin açığa çıkmasını istemiyor. Ancak biraz da kapana kısıldığını hissettiğinden ama daha çok kitaplarının ardındaki ismin gerçek olup olmadığı tartışıldığından ve bu ismin kim olabileceğine dair çeşitli öngörüler ortaya atılmış olduğundan Yalan-Roman’ da gerçek kimliğini değil de daha çok ‘gerçek olduğunu’ kanıtlamanın derdine düşüyor. Ona ağır gelenin ve daha da ötesi ona acı yaşatanın gerçek adının bulunamaması değil, eserlerine yazar olarak Emile Ajar’ dan başka isimler yakıştırılması olduğunu anlıyorsunuz. Belki de bu yüzden Macoute karakterinde simgeleştirdiği gerçek kimliğine bağırırken, düşünce sancıları da çektiriyor okuruna: Emile Ajar benim! Biricik, tek Emile Ajar’ ım ben! Ben eserlerimin evladı ve onların babasıyım. Kendi oğlum ve kendi babamın ben! (…) Gerçeğim! Balon değilim! Sahte değilim; acı çeken, daha fazla acı çekip eserime, dünyaya, insanlığa, bir şeyler kazandırmak için yazan bir insanım! (…).

Pavlowitch, gerçek kimliği ile sürekli bir savaş halinde ve gerçeğiyle çatışma yaşıyor.  Zaman zaman barış bayrakları açsa da gerçek kimliğiyle bir türlü bütün olamıyor. Ancak ilginçtir ki gerçek kimliğine karşılık,  kendini reddederken hayatla kavgalı tarafının yarattığı, topluma uyum sağlayamayan, otantik bir hayat yaşayamayan Emile Ajar’ ı çok seviyor. Bu sebeple Yalan-Roman, eserde Pavlowitch üzerinden ‘gerçek adımı duymaya katlanamam. Hemen bir köşeye kıstırılmış gibi olurum’ diyen Gary’ nin gerçek kimliğini ortaya çıkartmak için değil, mahlası yoluyla yarattığı Ajar’ ı sahiplenip korumak için yazdığı bir eser olarak okunmalıdır.

Çoklara bölünen kişilik

Görüyoruz ki Emile Ajar, bir yazarın mahlası olmasından çok daha fazla bir şeydir. Çünkü Yalan-Roman’ dan kesin olarak anladığımız gibi Romain Gary ve Emile Ajar, aynı bedende buluşmuş farklı kişilerdir. Bu durum, psikiyatri dünyasında ‘çoklu kişilik bozukluğu’  olarak tanınır. Ancak bu, teşhis koymak mesleki ehliyet sınırlarım içinde de yer almadığından kesin bir yargı olarak değerlendirilmemelidir.

Paul Pavlowitch karakteri, daha derinde iyileşme dönemi ve klinik dönemleri ayrımı yapılarak incelenebilir. İyileşme döneminde Pavlowitch, Emile Ajar’ ın kendisi olarak karşımıza çıkarken, klinik deneyimlerinde ya da hastalığının nüksettiği zamanlarda yan karakterlerin gözünden Alex, Rodolphe ya da Friand oluyor. Kendi sanrıları ile yarattığı ve ikiye bölündüğü anlarda ortaya çıkan zıt kişilikleri Pliyuç ve Pinochet üzerinden ise insancıllık ve şiddet kültürü olarak, insanlığın geçmişten günümüze çatışan iki durumuna ince göndermelerde bulunuyor. Bu göndermeleri de Yalan-Roman’ ın sonuç bölümünde mesihçe ve reformcu özellikler taşıyan Pluyiç’ i aklayarak sonlandırıyor.  

Anlaşmanın aracı olarak iletişimsizlik

Paul Pavlowitch’ in kendini reddeetmek için ilk tepkileri, aynı zamanda da kendisine ilk klinik deneyimini yaşatan nevrotik davranışı, kalabalıklar içinde nefesini tutmak olarak görülüyor. Onu romanda ‘aynasızlar’ olarak bahsettiği ve hayatında sık sık karşı karşıya kaldığı polisle ilk kez yüzyüze getiren nefesini tutma davranışı için, ‘çevresindeki insanlarla aynı havayı solumamak isteği’ gerekçesine sığınıyor. Paul’ un sağlıksız davranışları arasında, içinde bulunduğu toplumda çok az kullanılan ya da kullanılmayan dilleri öğrenmek de yatıyor. ‘Bana bütünüyle yabancı bir dil yaratmak amacıyla dilbilim eğitimi gördüm’ iddiası taşıyan Pavlowitch, haklar ve insanlar birbirlerini anladıkları için dalaşırlar, düşüncesini çıkış noktası olarak ele alıyor.

Kendisini anlamayarak ya da insanlar tarafından anlaşılmayarak, gerçek kimliğini kabullenmeyi ya da anlaşılmayı bekleyen Paul, psikiyatri kliniğine yatmak için Danimarka’ ya gittiği dönemde, Kopenhag havaalanında masanın üzerine çıkıp kimsenin bilmediği Macarca-Fince dili ile insanlara seslendiği gün, kendini ambulansta buluyor. İletişimsizlik kanalıyla kendinden ya da insanlardan kaçma çabalarında da amacına ulaşamayan Pavlowitch’ nin uyumsuz davranışları arasında her sabah pencereyi açıp imdat çığlığı atarak yardım isteme ve bildiği tüm yardım kuruluşlarını arama da bulunuyor. Bu davranışları da çoğunlukla aynasızların karşısında sonlandığından norm dışı ve otantik olmayan davranışlarının sorumluluğundan kaçınmak için bir eşya rolüne ya da kendisine ilk kitabını da yazdıran ‘mış gibi’ oyunu pitonizme sığınarak kendince savunma mekanizmaları buluyor. Bu savunmanın adına ise ‘yasal savunma’ diyor.

Satır aralarında gizli olan itiraf

Buraya kadar Yalan-Roman’ ın da başlı başına bir ‘yasal savunma’ olduğu anlaşılıyor. Pavlowicht, Ajar’ ın arkasında bir karakter. Bu anlaşılır olmaya başladıkça romanın satır aralarında Ajar’ ı kimlik bölünmesine ve nevrotik davranışlara götüren sebepleri de aramaya başlıyor, okur. Bu sebepler, daha çok toplumsal bir travmayı işaret ettiğinden Pavlowitch’ nin gözünden ‘dört yaşındayken kedi öldürmüş olmak’ gibi bir neden, açıklayıcı olmuyor. Aslında bu sorunun yanıtı, kitaba baskın şekilde yayılmadığından kıyıda köşede kalmış izlenimi veren bir itirafla geliyor.

Yalan-Roman’ da Pavlowitch, gerçek kimliğinin açıkça sezinlendiğini hissederek paniğe kapıldığı bir dönemde doktoruna şunları söylüyor: Artık kimliğimden kaçmak için gösterdiğim bütün çabaların nedenini,  bunalımlarımın ve korkudan işemelerimin kaynağını, suçluluğumun ve kalıtımımı reddetmemin kökenini, biliyorum. Yahudi’ yim ben Doktor, bu yüzden de kendimden nefret ediyorum ve kendi ırkıma düşmanım. Bundan dolayı düğüm üstüne düğüm  atıyor, birbiri ardına kimlikler uyduruyorum (…) dünyaya İsa’ yı getirmemiş olan bir dizi kimlik yaratıyorum’.

Yalan-Roman’ da 12 yaşında gelişimi durmuş bir ağabey karakteri ile çocukluğunu simgeleştirmesi, bu itirafın yanısıra, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelip ailesine dair kesin ve net bilgiler vermekten sakınan Romain Gary’ nin kimlik karmaşasında, babasının 11-12 yaşlarında annesiyle kendisini terk etmesinin yaşattığı travmanın etkili olabileceğini de düşündürüyor. Bunun yanında 1948 yılından bahsederken ‘ben Marcoute dayının bombaladığı Alman kentlerini düşünüyordum’ sözleri bir ipucu olarak değerlendirildiğinde Romain Gary’ e yani gerçek kimliğine işaret eden Macoute karakterinin babası olduğuna dair ciddi şüpheleri ve romanda ‘baba’ya yaptığı göndermeler de bu düşünceyi kuvvetlendiriyor.

Ama bazen kim olmaya çalıştığımızın ya da yaşadığımız kimlik karmaşasının sebepleri, önemsiz kalır. Ajar’ da da böyleydi sanırım… Bu konuda okurunu düşündürmeyi ya da okuruna net bilgiler vermeyi tercih etmemiş görünüyor.

Elimde değil; kimi kitaplar üzerine yazarken satır aralarında üzerime bulaşan duygusal yoğunluğa kaptıveriyorum, kendimi. Yalan-Roman’ ı elimden bıraktığımda, uzun zamandır bir kitabı bu kadar severek okumadığımı kendime itiraf ediyorum.  Zaten kitabın yazarı da derinlerde gerçek kimliği ile barışmak için verdiği bir savaşımın sonlarına doğru, sanki okur üzerinde bırakacağı etkileri sezmiş gibi -ya da kalemine olan güveni nedeniyle bilemiyorum-  ‘Adım Emile Ajar ve adımla gurur duyuyorum’ diyor.

Romain Gary, Yalan-Roman’ da Pavlowitch karakteri ve ‘kendinizi yatışmış, kimliğinizden emin, bunalımsız hissediyorsunuz. Dolayısıyla artık yaratma ihtiyacı duymama tehlikesiyle karşı karşıyasınız’ diyen Christiansen’ in ağzından itiraf ettiği gibi, iyileşme dönemlerinde Ajar’ ı unutuyor ve ona ihtiyacı kalmadığını düşünüyor. Bu sebeple de Yalan-Roman’ ı ‘bu benim son romanım’  cümlesiyle bitiriyor. Ama Yalan-Roman’ ın üzerine Emile Ajar olarak son bir roman daha yazıyor. Anlaşılıyor ki Gary, kimlik çatışmasını, her ne kadar zaman zaman ona Ajar’ ı unutturacak iyileşme dönemlerine girse de, hayatı boyunca yaşıyor ve bunu yaşamına tek kurşunla son vererek kanıtlıyor.

Dipnot ve Kaynakça

(1). Romain Gary’ nin Ajar mahlasının anlamına dair kahramanı Pavlowitch’ in ağzından verdiği bilgidir ve yazarın yaşamına dair kesin bir yargıyı işaret etmemektedir.

Ajar,E. (2011). Yalan-Roman. Agora Kitaplığı: İstanbul.