Yasemin Şengör

Kalleşine, ihanetine, hasretine…

Yine aynı kapının önündeyim yar… Sensizliğin ellerine düştüm.

Uzun zaman oldu, gözlerimi göğe çevirmemişim,

ve görmeyince mavisinde hislerini,

……………unutmuşum sanmışım.

Yanılmışım yar…

Yokluğun, yaram olmuş.

Yıllardan sonra yaralarım, yeniden canımı acıtmaya başlayınca  anladım: yalanmış, “unuttum” sanmalarım. “Unuturum” sanmalarım kadar yalan!

Yaramsın… En derinlerimde… Daha derini, fazlası, büyüğü,  acıtanı… Senden ötesi yok!

Ve bazı şeyleri ya çok geç, ya zamanından çok önce  öğreniyor insan. Galiba ben geç kalanlardanım: unutmak diye bir şey yokmuş. Görmemişsen unutursun bir şeyi. Bakmamışsan. Duymamışsan. Soğuk bir akşamda  -bilmem hangi nedenle- sokak ortasında kalmış bir  kadın umrunda değilse, can sıkıntısından yıldızları saymaya kalkışmamışsan, gecelerin karanlığından korkup sığınacak bir dal aramamışsan ve dahası bir dal bulamamışsan   ya da duymamışsan  bir gencin çığlığını, sıcacık evinde titrememişse kalbin… Ve hiç bilmemişsen, sıcak  gecelerde nasıl üşüdüğünü bir yüreğin. Yalnızlığın anlamını öğrenecek bahanelerin olmamışsa… Unutmana gerek yokmuş,  yaşadığın  geceyi.

Görmemişsen, duymamışsan ve hissetmemişsen unutursun bir şeyi.

Yaramsın. Saydığım yıldızdızların sayısınca yük. Tutunduğum dallar kadar sahte… İçimde yarattığım kentlerde, sokak ortasında kalmışlığım kadar gerçek. Attığım çığlıklarca korkunç. Her geçen gün devleşen yalnızlığım kadar yakın. Yaramsın.

Ve bazen çok derin olur, yaralar. Döner dolaşır aynı kapıya çıkar, insan. Mesela “sensizliğe” çıkar. “Yokluğuna” çıkar. “Hasrete”, “ihanete” çıkar.

Yollarımız, “kalleşliğine” çıktı gecelerin. Bu yüzden mi yarı yolda kaldık yar.  İçimde yarattığım kentlerimin geceleri mi çok saftı, yoksa ben mi aldandım. Gecelerin sonu aydınlığa çıkacaktı hani… Çıkacaktı mı hani… yalan…

Yaramsın. Mavilere çıktı, gecelerim. Mavilerin en kalleşine… yokluğuna, ihanetine, hasretine…

 

(Bu yazı, her ne kadar çeşitli platformlarda farklı isimlerle ya da anonim olarak paylaşılmış olsa da şahsıma aittir. Yazının internet ortamında ilk yayını, 7 Kasım 2008 tarihinde bir sosyal ağ kanalı ile şahsım tarafından yapılmış olup, yayın hala aktiftir).