
Yusuf Atılgan Aylak Adam Romanı
Yasemin Şengör
Yusuf Atılgan’ ın Aylak Adam romanı üzerine Deliler Teknesi Sanat Edebiyat Dergisi Ocak Şubat 2016 sayısında yayımlanan yazımdan kısa bir pasaj:
(…)
Kişilik bozukluklarının izlediği kronikleşmiş yalnızlık duygusu ya da toplumdan geri çekilme yaşantıları, hayatın içinde bireyi kendine ve çevresine yabancılaştırıyor. Gerçek hayatta da karşılaştığımız, tanıdığımız ve hatta belki de bizzat kendisi olduğumuz bu ‘tuhaf’, toplum içinde eğreti duran ‘yalnızlar’, tıpkı Albert Camus’ un Yabancı romanında olduğu gibi, satır aralarında, dünya yazınının unutulmaz anti-kahramanlarına da dönüşebiliyorlar.
Otantik yaşamayı adeta reddeden, kendisiyle ve dış dünyayla barışamayan, toplumsal olduğu kadar içsel yani duygusal olarak da yalnız yaşayan bu aykırı karakterler, her zaman Camus’ un Meursault isimli kahramanında olduğu gibi okura da yabancılaştırılmıyor. Dünya yazınında hem toplum, hem de okur tarafından yadsınan anti-kahramanları, kültürel edebiyatımızda yazarlarımız okura da yabancılaştırılmaktan ısrarla kaçınıyorlar. Bizde anti-kahraman olgusu, daha çok bireysel yalnızlığı ve toplumsal değer yargılarının çatışması kıskacında da olsa her şeye rağmen dünyadan kendini izole edemeyen ve dünyaya manevi olarak bağlı kalmaya çalışan kahramanlar olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kadın roman ya da öykü kahramanlarımızda bunların izini net olarak sürmek olası.
Camus’ un saçma felsefesinden güç alarak hem okuruna hem de dünyaya tam anlamıyla yabancılaştırdığı Meursault’ un karşılığını yazınımızda bulmak zor. Dünyaya yabancı ancak yine de manevi olarak hayata bağlanmaya çalışan anti-kahramanlar arasında ise yakın dönem edebiyatımızda Aylak Adam karakterinin hatırı sayılır bir yeri var.
(…)