Latife Tekin Unutma Bahçesi Romanı Üzerine

Unutmak Değildir İlacı
Yasemin Şengör
Ona nasıl bir anlam verirsek verelim ‘hayat’ hiçbirimiz için kolay değil. Dış dünya olanca sıkıntı verici, engelleyici araçlarıyla; kendimize yetebildiğimiz, kendimizi özel ve değerli hissedebildiğimiz, huzurlu, mutlu, sevdiklerimizi de kuşatan bir hayat yaratma çabalarımızın karşısında duruyor. Bazen sular duruluyor yaşamımızda, bazen de her şey üst üste geliyor; çalkantılar yaşıyoruz. Sıkıntılarımızın kaynağı, yapamadıklarımız, yarıda bıraktıklarımız, yaşayamadıklarımız, ulaşamadıklarımız, ayrılıklarımız, kayıplarımız olabildiği gibi zaman zaman da yaşadıklarımızın ta kendisi olup çıkıyor. Ardımızda bıraktıklarımız içimizde pişmanlıklar, kırgınlıklar, kızgınlıklar büyütüyor. O zaman çareyi, ‘unutmak’ diye bir yalan da buluyoruz. Zaman bize ilaç olacak, unutacağız, her şey yoluna girecek sanıyoruz. Oysa böyle hissettiğimiz zamanlar da toparlanmamızı sağlayan ‘unutmak’ değil ; aslında acımızı yaşayıp bitirmek, yaşadıklarımızı kabullenebilmek, içimizdeki derin boşlukları doldurabilmek oluyor.
Ne kadar unutmak istersek isteyelim, her zaman aynı gerçekle yüz yüze geliyoruz; ruh sağlığı dengeli bireyler olarak ancak sinirsel bir bozulma ya da kapasite sınırlanmasıyla gerçekleşebilecek türden bir bellek kaybını yaşayabilmemiz olanaksızdır. Böyle unutmayı yaşayan, belleği adeta resetlenebilen insanlar da var; dünyada çok nadir rastlanan dissosayitif fug hastaları… Onlar, bir nevi belleklerini sıfırlayarak kimliklerini değiştirebiliyor, unuttukları benlerinden istedikleri mesafede uzaklaşabiliyor ve hatta hayata sil baştan başlayabiliyorlar. Samsun’da öğretmenlik yapan bir dissosayitif fug hastası, İstanbul’ a yerleşip bambaşka bir kimliğe bürünüyor ve bir şoför olarak hayatını sürdürebiliyor. Kendini ve çevresindekileri yeni ben’ine çok kolay inandırıyor. Yeni kimliğine uyumu öylesine kolay oluyor ki çoğu zaman tanı koymak bile zorlaşıyor.
Şimdi bir düşünün ‘unutmak’la kastettiğimiz bu olmasa gerek. Aslında biz unutmayı değil, yaşadıklarımızı kabullenip hayatımıza kaldığımız yerden başlamayı istiyoruz. Oysa Latife Tekin’in Unutma Bahçesi romanı yoluyla tanıştığımız tüm roman kahramanları bu şekilde düşünmüyor. Bu durum, yazarın ‘unutma’ kavramını bireysel yaklaşımı doğrultusunda açıklamak yerine kontrast kahramanlar aracılığı ile tartışmak istemesinden kaynaklanıyor.
Romanda bahçıvanlık başvurusunda bulunan Cömert’i karşılayan Tebessüm, onu unutma bahçesine getirirken zaman atlamalarından güç alarak bizlere bir hikaye anlatmaya çalışıyor. Zaman atlamalarını hatırlamanın bir aracı olarak kullanıp ‘unutmak’ ve ‘olaysal bellek’ arasındaki bağa işaret ederken bir yandan da okurun zihninde boşluklar yaratmaya çabalıyor. Bu amaç doğrultusunda ‘kim olduğunu sonra anlatacağım size’ ; ‘nedenini açıklayacağım’ ; ‘ne gördüğümü söyleyeceğim size’ şeklinde ifadelerden güç alıyor. Böyle bir anlatım; her şeyi unutup, hayal meyal olmak isteyen ama unuttukça zihnindeki boşluklarda başka yaşantılara yer açılan Tebessüm’ ün unutma kavramına yönelik felsefi bakışını destekliyor.
Latife Tekin’ in roman boyunca okurda uyandırdığı merakla gerilimi tırmandırırken sonuç bölümünde bu boşlukları okurun beklentilerini karşılamayan basitlikte doldurması ise dikkatli bir okur için şaşırtıcı değil. Çünkü yazar, Tebessüm aracılığı ile en baştan uyarısını yapıyor: ‘olup bitenleri, kolayca unutabileceğiniz hafiflikte anlatacağım size’. Gerçekten de bu noktada çok güçlü bir araç olarak seçilen ‘silah’, ‘av’, ‘avcılık’ gibi malzemelerin okurun beklentilerine uyacak bir dehşette kullanılmaması ve Tebessüm ’ün Cömert’i avcı kıyafetleriyle görür görmez kurduğu öykünün gerçekleşmemesi, felsefi içeriğini değil belki ama olayları unutacağımız hafiflikte bir roman ortaya çıkartıyor.
Unutma Bahçesi’nde giriş bölümünde Şeref ve Cömert arasında olası bir gerilim ya da Cömert’in kişiliği kaynaklı bir kaosa dair işaret verilirken, gelişmede beklediğimiz olaylar yaşanmıyor ve aslında hiçbir şey olmuyor. Romanı bitirdiğinizde -belki de birçok eserin sonunda yaşadığımız gibi- olayları, kişileri, sonucun biz de yarattığı duyguları değil; ‘unutmak’ üzerine düşünürken buluyorsunuz kendinizi.
Olanca hafifliği ile bir hikaye anlatmak isteyen Latife Tekin, bunu başarıyor. Bu başarısını da daha çok edebiyatın sınırlarını zorlayan malzemelere borçlu:
-üzerinde çalışılmamış izlenimi yaratan roman kahramanları : Aslında satır aralarında hakkında çok şeyler öğrensek de sanki en baştan öyküleri tam olarak belirlenmemiş, üzerinde çalışılmamış, zayıf karakterler, güçlü karakterlere yönelik öğretilerimize farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Yazar, kahramanları hakkında unutma bahçesini ilgilendirenler dışında konuşmuyor. Bu anlamda Latife Tekin ‘boşlukları’ salt gerilim yaratmak için kullanmakla kalmıyor; kahramanlarını detaylı olarak ortaya çıkartmanın önüne boşluklarla geçiyor.
-okurda yarattığı boşlukları doldurmayan bir anlatım: Edebiyat derslerinde gördüğümüz, metinlerin çözüm bölümlerine dair bilgilerimizi ters yüz eden bir şekilde okurda uyandırdığı boşlukları unutturan ve unutturmaya çalışan, bu boşlukları okurun hayal gücüne bırakan ve böylece okuru unutmak ya da üzerinde çalışmak seçeneklerine götüren bir anlatımı yeğlemiş.
Latife Tekin, edebiyatımıza dair ezberimizi bozarken, aynı oranda edebiyatın olanaklarından da faydalanıyor:
Tipler: Latife Tekin Unutma Bahçesi adlı romanında, kahramanlarımızı bir takım ilişkiler içinde karşımıza çıkartırken tiplerin bireysel yanlarını vurguluyor. Bir tip olarak Şeref, Unutma Bahçesi’nde bir toplum yaratmaya yönelik direnci ile dikkatimizi çekiyor. Olgun’un unutma bahçesini bir toplum olarak görmeye çalışan tutumuna karşılık; Şeref, bahçe sakinleriyle aşırı mesafeli ve hastalıklı ilişkisi ile topluma baş kaldırıyor. Ancak bu tepki, onun toplumsal bir kahraman olarak karşımıza çıkmasına engel olamıyor. Çünkü davranışları diğerleri tarafından yorumlanıyor ve bu durum onu toplumsallaştırıyor. Bir tip olarak Şeref, unutma kavramının sınırlarını genişleterek, unutmayı zorlaştıran bir kavram olarak kolektif kültürel bir bilinçaltının varlığına işaret ediyor.
Romanın diğer baskın tiplerinden Olgun, dayısının ecza deposunda muhasebeci olarak çalışırken kentin gürültüsünden kaçmaya karar vererek unutma bahçesine gelen, hayat felsefesi copgras sendromunu akla getiren, nevrotik bir birey. Bilgisayarlara ve resme ilgi duyan, uyku sorunu olan, zaman zaman ölüme meydan okumak için canhıraş bir bağırtı kopartan, olur olmaz bir şarkı tutturan, odasında yürünecek yer kalmayana dek kargı ve kamış toplayan bu tip için, anne ölümü travmatik bir yaşantıdır. Okur, Olgun tipinde, ‘tamamlanmamış işler’in unutmayı imkansızlaştırdığı gerçeği ile yüzyüze bırakılıyor.
Kontrast kahramanlar: Latife Tekin, Kahramanları arasında kontrast yaratırken aslında ‘unutma’ kavramına yönelik taraf tutmamak istiyor. Şeref-Tebessüm-Ferah ve Cömert karşıtlığı yoluyla unutma kavramını tartışmayı yeğliyor.
Metaforlar: Olgun’un Unutma Bahçesi’nin web sitesinin yeni yüzünü düzenlerken yola çıktığı düşünceler bir metafor olarak değerlendirilebilir. Olgun, bahçe sakinlerini pet şişelere benzeterek; kimi renkli, kimi renksiz, bazıları ezilmiş, kimi dik duran pet şişelerle yaptığı tasarı ile toplumun farklı kimliklerini vurguluyor. Ezilmiş, üzerinden geçilmiş pet şişeler romanda varlıklarını hissettiğimiz silik kahramanlar olduğu gibi aynı zamanda toplumun sesiz, başkaldırısız, uysal ve bu yönüyle zaman içinde sorumluluklarını unutan, aksatan kesimini temsil ediyor.
İnsanların yeniden doğmuş gibi hayata başlamak istedikleri unutma bahçesinde, böyle bir hayalin gerçekleşmesi zor görünüyor. Ki ben romanın hayal gücüme bırakılan devamında unutma bahçesini bir terapi bahçesine çevirdim. Unutma bahçesinin -yaşadıkları kötü olayları değilse bile- zamanla sorumluluklarını bile unutan insanlarının itirazsız, başkaldırısız, tepkisiz sessizliği, yerini insanın hayatta anlam arama çabalarına, hareketliliğe, çok sesliliğe bıraktı. Çünkü terapi bahçesinde insanlar unutarak değil, kabullenerek ve acılarını yaşayıp bitirerek, yaşadıklarını değil yaşadıklarının hissettirdiği olumsuz duyguları geride bırakarak hayata tutunmaya çalıştılar.